Sağlıklı bir kent nasıl oluşur? Kopenhag sırlarını anlatıyor!

Danimarka’nın başkenti Kopenhag dünyanın en sağlıklı ve mutlu kentlerinden biri. Obezite ve depresyonun dünya genelindeki artışıyla mücadele edebilecek bir kültür oluşturmaya dair bazı tecrübeleri aktarıyoruz.

Vikinglerin mirası bu belki de. Kopenhag’daki limanda buz gibi soğuk suyla dolu bir açık havuz bulunuyor ve Danimarkalılar kış ortasında bile her gün suya giriyorlar. Kentin sağlık planının kapağında, ince yapılı yaşlıca bir adam damlalar saçarak sudan çıkarken görülüyor; ağzı da dehşetten mi keyiften mi olduğu belirsiz şekilde açık. “Kopenhaglılar, hayatın tadını çıkarın,” diye yazıyor üzerinde.

Kopenhag’daki herkes eğlence veya forma girmek adına soğuk suda zorlu egzersizler yapma isteği taşımıyor herhalde. Ancak ısının sıfırın altında seyrettiği dönemlerde bile bisiklet parkurlarının dopdolu olması dünyanın en sağlıklı yerlerinden biri olmaya niyetli bu kentin bu konudaki başarısının bir göstergesi. Kopenhag, Birleşmiş Milletler mutluluk endeksinde istikrarlı bir şekilde başı çekiyor. Dünya Sağlık Örgütü tarafından hayata geçirilmiş ve adı ve kıymeti pek dillendirilmiyor olmakla birlikte bu sene 30. yılını kutlayan Sağlıklı Kentler inisiyatifinin de baş oyuncularından. Bu girişim, sağlık hizmetlerinin hastalandıktan sonraki tedavi süreçleriyle sınırlandığı dünyamızda birinci basamak tedavilerin ve kamu sağlığının statüsünü yükseltmeye odaklanan 1978 tarihli Alma Ata Bildirgesi’nden esinlenmiş bir grup insan tarafından tasarlanmış.  

Kentler insanların bir çatı altında yaşama ve işlerine yakın mesafede yemek yiyip uyuma ihtiyaçları doğrultusunda gelişiyor elbette. Konu Nairobi’deki gecekondular da Tokyo’daki gökdelenler de olsa gereken şey, yetenek veya iş gücüne ihtiyaç bulunan yerlerde daha fazla insan barındırmak oldu daima. Yaşanan çevreyle yakından ilişkili sağlık meseleleri asla gerçekten düşünülmedi. Yarattığımız sorunları ancak son zamanlarda fark eder olduk.

Bazı kentlerde gıdaya ulaşım çok zor. Dönümlerce araziye yayılmış evler arasında, paket servis yapan dükkanlar ve konserve veya ambalajlı gıda, tatlı çörek, şekerleme, kraker ve meşrubat satan küçük bakkallar var sadece. Burger veya cips almak kolayken elma bulmak zor olabiliyor. Park ve bahçeler Londra’nın tarihten gelen bir özelliği. Oysa bazı kentlerde trafiğin yarattığı kirli havada yürümek bile zorlaşıyor ve kamyonlardan ötürü yollarda bisiklet kullanmak tehlikeli oluyor.  

Böyle kentlerde obezite ve ona bağlı sorunlar (kalp hastalığı, diyabet ve kanser) büyük artış gösterdi. Bu amansız artışı değiştirmek için temel sosyal ve kültürel değişiklikler gerektiğini ancak kısa bir süre önce fark etmeye başladık. Michael Bloomberg’in New York belediye başkanlığı döneminde yaşanan ve büyük yankı uyandıran müdahalelerde görüldüğü gibi belediye yetkililerinin bu yönde bir hareketi teşvik etme gücü bulunuyor. Bloomberg, sera gazı emisyonlarını azalttı ve ağaç dikilmesini sağladı. 2012 yılında denediği, dev porsiyonlar halindeki aşırı şekerli içeceklerin satışını yasaklama girişimi başarıya ulaşamadıysa da epey konuşuldu şüphesiz.

Kopenhag, dünyada sağlıklı kentler yaratabilmeye dair bir model. Kent, Dünya Sağlık Örgütü’nün Sağlıklı Kentler inisiyatifine 1987’de, gruptaki ilk 11 kentten (Barselona, Bloomsbury/Camden, Bremen, Düsseldorf, Horsens, Liverpool, Pécs, Rennes, Sofya, Stockholm ve Turku) bir yıl sonra katılmış. Program kapsamında şu an 1400 kent bulunuyor. Konu yürünebilir sokaklar değil yalnızca; temel mesele, sağlıklı, sosyalleşebilen ve daha mutlu topluluklar oluşturmak. Finlandiya’nın Turku kenti sosyal faydalar sağlayan indirimli kartlar sunuyor; kent sakinleri €39 (£35) karşılığında aldıkları kartla altı ay boyunca spor tesisleri, tiyatro ve konserlere gidebiliyorlar. Newcastle kenti demans dostu sinema seansları başlattı. Viyana, okul öncesi dönemdeki çocuklara ve yaşlılara yönelik egzersiz programları sunuyor.

Kentteki kamu sağlığı çalışmalarının başındaki Katrine Schjønning, Kopenhag’da, politik değişkenliklerden bağımsız şekilde 10 yıl devam edecek “çok çok iyi bir sağlık politikası” olduğunu söylüyor. “10 yıllık dedik, çünkü kamu sağlığına yönelik değişiklikler yapmak için uzun vadeli bir perspektif gerekiyor.” Bunu da altı adım halinde sadeleştirmişler.

Günlük yaşamda sağlığa teşvik etmek kent planındaki birinci öncelik. “Bisiklet kullanmanın çekici kılınması, kent kurumlarında besin değeri yüksek öğle yemekleri sunulması veya eğitim kurumlarında sigara bırakma programları düzenlemesi” adına çalışmalar yapılıyor. “Sağlıklı kişilerin, eğitimlerini tamamlayıp iş bulma olasılıkları daha yüksek oluyor. Başka bir deyişle, sağlıklı olmak, istediğimiz hayatı yaşamamızı mümkün kılıyor.”

Soğuk Kopenhag sokaklarında her yaştan insan bisikletle geziyor; ebeveynler çocuklarıyla birlikte kargo bisikletlere biniyor (Kopenhag’daki ailelerin dörtte birinin böyle bir aracı var). Kopenhaglılar açık havada olmaya bayılıyorlar, egzersizin tadını çıkarmak, formda ve sağlıklı olmak istiyorlar gibi gözüküyor olabilir, oysa durum başka. Kent yetkilileri temel nedenin bunlar olmadığını söylüyor. Herhangi bir yere gitmenin en kolay yolu bu yalnızca.  

Schjønning, “Sürekli bisiklete biniyoruz. Kopenhag’da her yıl bisikletle dünya kadar mesafe kat ediyoruz,” diyor. Kent sakinlerinin %62’si gibi olağanüstü bir nüfus işe bisikletle gidiyor ve büyük kısmı, soğuk ve yağışlı havalarda da bu âdeti sürdürüyor. Schjønning, “Sağlıklı yol bu olduğu için değil en kolay seçenek bu olduğu için böyle yapılıyor,” diyor. “Kent arabalar değil bisikletler için tasarlanmış halde.”

Mutluluk Araştırmaları Enstitüsü yöneticisi Meik Wiking de aynı fikirde. Kendisinin isteği üzerine, sağlık ve mutluluk ilişkisine dair sohbetimiz sırasında Kopenhag’ın merkezindeki göllerin etrafında yürüyüş yapıyoruz. Bir ana yolun birkaç metre aşağısına yöneliyor. “Size göstermek istediğim şey şurada,” diyerek yola doğru çevrilmiş yeşil bir çöp kutusuna işaret ediyor. Bisikletçiler için yapılmış. “Herkes kahvelerini alıp yürüyüş yapmayı veya bisiklete binmeyi seviyor,” diye anlatıyor. “Bu tasarımlar sayesinde bisikletçilerin çöp atmaları kolaylaştı.” Bisiklet parkurunun ucunda, bisikletlerin kırmızı ışıkta durması gereken kısımda sürücülerin seleden kalkmadan ayaklarını koyabilecekleri yükseltilmiş bir platform bulunuyor. Kar yağdığında ise araba yollarından önce bisiklet yolları temizleniyor.

Wiking bunların küçük ama önemli şeyler olduğunu söylüyor. “Kopenhag anıtlar veya turistik cazibeler bakımında muhteşem bir kent değil; fakat konfor bakımından harika. Ayrıca insan merkezli bir kent burası.”    

Kopenhag bir gerçeği yakalamış. Sağlığımız için yapmamız gerekenleri yapmıyoruz. Hoşumuza giden ve hayatımızı en fazla kolaylaştıran neyse onu yapıyoruz. Yılbaşı furyasının ardından spor salonu üyeliklerinde düşüş yaşanması bunun açık bir göstergesi haliyle.

Danimarkalılar ne yapacaklarının söylenmesinden hoşlanmıyor gibiler aslında. Kamusal alanda sigara içmeyi yasaklayan kanunları sorduğumda Schjønning yüzünü buruşturuyor. İç mekânlarda ve iş yerlerinde sigara yasağı bulunuyor; fakat belirli bir büyüklüğün altındaki barlar gibi bazı yerler istisna teşkil ediyor. Bazı barlar sigara izni için yeterince küçük olmak adına taban alanlarında düzenleme yapmış. Kopenhag, sağlık kliniklerine başvuran herkese sigara bırakma dersleri sunuyor. Fakat sağlık yetkilileri çocukların oyun alanlarında sigara içilmesine karşı sert bir tavır alamıyor. Sigara içilmemesini kibarca belirten işaretler var, fakat herhangi bir ceza söz konusu değil.  

“Danimarka’daki politik ortamda sigara yasağı yüklü bir mesele. Sigara içmek bir hak addediliyor gibi,” diyor Schjønning. “Devletin size sigara içip içmeyeceğinizi söylememesi gerektiği epey net. Danimarka kültürünün bir parçası olan içki için de geçerli bu. Danimarka’daki gençler içki konusunda Avrupa’da başı çekiyor. Sigarayı sınırlamak çok zor; çünkü kişisel özgürlükle alakalı bir şey,” diyor müstehzi bir şekilde. “Kamu sağlığı konusunda çalışan akademisyenler ve uzmanlar sigara içmenin bilinen en öldürücü şeylerden olduğunu ne denli göz önüne seriyor olsalar da.”

“İngiltere gibi bir ada olmadığımız için bizde problem insanların sınırı geçip Almanya’ya giderek oradan meşrubat, tütün ve içki alabilir olması. Kamu sağlığı için kötü bu. Mali işler ve vergi bakımından da çok kötü.” Dolayısıyla Kopenhag bu konuda bir şey yapmıyor; yasaklar, vergiler veya dayatmalar getirmiyor. Daha derin bir rota izleyerek, sağlıklı tercihleri belirgin kılmaya uğraşıyor. Gelişim halindeki kentte sağlıklı veya çevre dostu olmamak daha zor. “Yeşil çatılar” gibi girişimler sayesinde hava kirliliği azalıyor. Kopenhag’ın 2025’e dek karbon nötr hale gelme çalışmaları kapsamında tüm yeni düz çatılarda ekim yapılması gerekiyor.

Ruh sağlığı ve fiziksel sağlık konusuna aynı derecede eğilen ve sağlıklı yaşam tarzlarının benimsenmesi adına bakım merkezleri, okullar, iş yerleri ve diğer kurumlarla ortak çalışmalar yürüten girişimler de bulunuyor. Fakat en zoru, her kent gibi Kopenhag’da da bulunan eşitsizliklerle baş etmek. Kent merkezinden, Queen Louisa Köprüsü’nün öte yanındaki çokkültürlü, popüler, fakat daha yoksul Nørrebro semtine geçtikçe, yaşam ortalaması yedi yıl kadar düşüyor.   

Schjønning, “En uzun yaşayanlar, eğitim seviyesi en yüksek olan kesim. Gelir düzeyinden ziyade eğitim düzeyinde görüyorsunuz bunu. Epey belirgin,” diyor. En yoksul kitle erişilmesi en güç kitle. Bu grupta içki ve sigara alışkanlıkları kronikleşmiş olabiliyor ve zorlu hayatlar ruhsal problemler doğurabiliyor. Sağlık ve yaşlılar konusunda çalışan 31 yaşındaki belediye yetkilisi Sisse Marie Welling, Killing and Borgen dizisindekine benzer merdivenlere ve etkileyici salonlara sahip belediye binasında yaptığımız görüşmede, “Pek çok kişi stres, depresyon ve kaygı gibi sorunlar yaşıyor,” diyor.

Welling, ruh sağlığına ilişkin problemlerin Batı dünyasının büyük bir meselesi olduğunu belirtiyor. “Bunca insan ruhsal meselelerden dertliyse bir şeyleri yanlış yapıyor olmalıyız. İhtiyacı olanın ücretsiz şekilde yardım alabilmesini sağlamaya çalışıyoruz şimdi,” diyor. Danimarka’da tıbbi tedaviler ücretsiz, fakat ruh sağlığı giderleri konusunda katkı payı ödenmesi gerekiyor.  

Bu nedenle Kopenhag’da ihtiyaç duyan herkese hizmet veren ücretsiz stres klinikleri açılmış. Bu klinikler yalnızca çok çalışan kişilere değil, işsiz olduğu için veya başka problemlerden ötürü stres yaşayan kişilere de hizmet veriyor. Kliniklere aile hekimlerinin yönlendirmesiyle başvurulabiliyor ve şimdiye dek bu hizmetlerden daha çok 30-40 yaş aralığındaki kadınlar yararlanmış. Sağlıktaki uçurum göz önüne alınmış ve düşük sosyo-ekonomik gruplardaki, işsiz, yardım alma konusunda tereddütlü, 50 yaşlarındaki erkek kitleye ulaşmak adına iş merkezlerinde duyurular yapılması planlanmış.  

Haftada 37 saat çalışılan Danimarka, entelektüel açıdan çoğu ülkeden ileri durumda. Pek çok kişi erken saatte evlerine dönüyor ve akşam evden çalışacak olsalar bile çocuklarını okuldan alabiliyor. Devlet çoğu aileye yüksek seviyede çocuk bakım desteği sağlıyor ve en düşük gelir grubundaki ailelerden para alınmıyor. Dolayısıyla küçük çocukları olan neredeyse tüm kadınlar çalışıyor. Welling, “Bence bu diğer ülkelerden daha iyi. Danimarka’da herkes iş hayatına katılıyor,” diyor; fakat bunun kendine özgü stresler yarattığını da kabul ediyor. Welling’in yedi aylık bir bebeği var. “Çocuğunuzla vakit geçirmeniz gerekir,” diyor. Fakat küçük çocuğu olan aileler, ev taksitlerini ödemek üzere en çok çalışan grup oluyor genellikle.  

“Stresin çoğunluğu sürekli işte olmanızdan kaynaklanıyor. İşverenler cep telefonu masraflarınızı ödüyorlar ve sizi gece bile arayabiliyorlar. Ve büyük iddialarımız oluyor. Hayatta gördüğümüz en iyi ebeveyn, en iyi insan olmak istiyoruz ve daha yüksek beklentiler taşıyoruz. Toplum kendimizi strese sokar hale getiriyor bizi,” diye anlatıyor.

Kentteki stres klinikleri, Kopenhag sakinlerinin %23’ünün pek çok zaman stres yaşadığını ortaya koyan bir araştırmanın ardından açılmış. Dokuz haftalık süreçte ortak problem ve çözümlere yönelik grup tartışmalarına ve farkındalık eğitimlerine odaklanılıyor. İsteyenler katkı paylı yoga dersleri ve başka eğitimler de alabiliyor ve sürecin sonrasında katılımcılar gruplarıyla temasta kalmaya teşvik ediliyor. Şimdiye dek büyük başarı görülmüş ve katılımcıların semptomlarında neredeyse %30’luk bir azalma olmuş.

Araştırmalar çelişkili sonuçlar ortaya koyuyor sürekli. Kopenhaglıların yaklaşık dörtte biri stres yaşadığını söylüyor, fakat kent BM mutluluk endeksinde başı çekiyor hâlâ.

Bu, konunun tabiatıyla ilgili olabilir. Wiking, endeksin anlık hisleri değil, bilişsel boyutlarıyla mutluluğu ölçmeyi amaçladığını anlatıyor. “Durup yaşamınızı değerlendirdiğiniz bir nokta bu temelde,” diyor. Başvurulan soru şu: Sıfırdan 10’a uzanan bir ölçekte, yaşayabileceğiniz en iyi ve en kötü hayatı tasavvur edin. Bu ölçekte şimdi neredesiniz?”

Danimarkalılar için yanıt 7,57. Bu, 2013-17 döneminden bir ortalama. Onu az farkla İsviçre izliyor. Norveç ise üçüncü. Diğer İskandinav ülkeleri de çok geride değil. Birleşik Krallık, 6,79’luk puanla 24. sırada. Onu Avustralya, ABD ve İrlanda izliyor. Sonrasında ise Kosta Rika, Porto Riko, Meksika, Umman ve Birleşik Arap Emirlikleri geliyor.  

Kopenhag, insanların gelirlerinin %60’ına varan oranda vergi ödeyebildikleri bir ülkede başı çekiyor. Wiking nedenin bir kısmının bu olduğunu düşünüyor. Kuzey ülkelerinin “serveti iyi yaşama dönüştürme konusunda daha iyi” performans gösterdiğini söylüyor. “Yaşam kalitesine yatırım yapıyoruz. Evet, daha az vergi ödeseydim daha büyük bir araba alabilirdim. Ama o bana mutluluk getirmez. Beni mutlu eden şey, sevdiğim ve önemsediğim herkesin gözetildiğini bilmek. İskandinav mutluluk anlayışının anahtarı bu. Bence İskandinav modelinde mutluluk paradan ayrılıyor bir anlamda.

Vergilerin hayli yüksek olduğu bu toplumda, (bebek bakım merkezlerinden üniversiteye dek) eğitim ücretsiz ve öğrencilere hayli cömert aylıklar sağlanıyor. Hastanelerde tedavi ücretsiz ve Kopenhag gibi belediyelerde, yaşlıların eve gidebilecek durumdayken hastane kaldıkları her gün için yüksek para cezaları söz konusu. Böylece yatakların işgal edilmesi gibi bir durum olmuyor. Yaşlılara yönelik evde bakım hizmetleri de ücretsiz. Welling, kent nüfusunun genç olduğunu, dolayısıyla şimdilik, İngiltere’deki ulusal sağlık hizmeti NHS’deki gibi, geniş bir yaşlı nüfusu destekleme mücadelesi gerekmediğini belirtiyor

Durum zamanla değişebilir. Kopenhaglılar eskiden emekli olduklarında kentten taşınıyorlarmış. Şimdi gitgide daha çok kişi aileleriyle birlikte kalmayı ve kentin tadını çıkarmayı tercih ediyor. Sonuç olarak mülk fiyatları yükseliyor ve birçok ülkede olduğu gibi, varlıklı ve yoksul kesimler arasındaki ekonomik, sosyal ve sağlığa ilişkin farklılıklar artıyor. Yine de Kopenhag’ın bu meseleyle diğer çoğu yere kıyasla çok daha iyi baş edebileceğini düşünüyor insan bir şekilde.

Sarah Boseley’nin 11 Şubat 2018 tarihinde The Guardian’da yayımlanmış yazısından çevrilmiştir.

Yazının orijinal linki: https://www.theguardian.com/environment/2018/feb/11/how-build-healthy-city-copenhagen-reveals-its-secrets-happiness?CMP=fb_gu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.