Kent Hikayeleri: Uyuşturucu patronundan kurtulan Medellín’deki çarpıcı şehircilik uygulamaları

Alex Warnock-Smith’in 13 Mayıs 2016’ta The Guardian’da yayımlanan yazısından çevrilmiştir.

Bundan 25 yıl önce Medellín dünyanın en tehlikeli kentiydi. Korkunç haydut Pablo Escobar, kenti çöküşün eşiğine sürüklemişti, fakat böylece, olağanüstü bir şekilde yeniden doğmasına da ortam hazırlamış oldu.

“Bu civara daha önce hiç gelmemiştim. Benim için bambaşka bir dünyaydı.” Mimar Luis Miguel Velez Wiesner, Medellín teleferiğinin 2004’te açılmasıyla birlikte, Kolombiya’nın en belalı kenar mahallelerinden (comuna) biri olan Santo Domingo’ya ayak bastığı günü böyle anlatıyor. “İlk geldiğimde kaçırılacağım sanıyordum. Şimdi ise ortam çok farklı. Bir sürü lokanta ve dükkan var. Güvenli geliyor artık.”

Wiesner gibi gözü kara kent sakinlerinin teleferiğe binip bir zamanlar adım atılamayan “öteki” Medellín’e gitmeleri kentin tarihinde yepyeni bir dönemin başlangıcı olmuştu.

Giancarlo Mazzanti tarafından Santo Domingo’ya yapılan çarpıcı España Kütüphanesi önünde çektirilen fotoğraflar dünyaya bambaşka bir Medellín tablosu sunuyordu. Vadideki ızgara planlı kent ile tepelerdeki nizamsız yerleşimler arasında nicedir süregitmiş ayrılık nihayet ortadan kalkıyordu. Dünyanın en tehlikeli kenti erişilebilir ve güvenli bir yer oluyordu artık.

“Hep güvenlikli sitede yaşadım,” diyor Wiesner. “Küçüklüğümde, evden çıkmamız gerektiğinde annem korku içinde olurdu. Alışveriş merkezine gittiğimiz bir gün bir bomba patlamıştı. Ama durum şimdi bambaşka. Her yerde birileri vurulmuyor sürekli.”

Medellín’in yeniden doğuşu, kentin iki yakasına ait önemli figürler (özellikle belediye başkanları Luis Perez, Sergio Fajardo ve Alonso Salazar ile uyuşturucu patronları Pablo Escobar ve Don Berna) arasındaki dinamik etkileşimler ve çarpıcı nitelikteki şehir plancılığı ve katılımcı yönetim denemeleri sayesinde mümkün olmuştu.

Medellín’in kaderini şekillendirmede Escobar’ın oynadığı rolü hesaba katmadan bu kente dair bir hikaye anlatmak mümkün değil. Dünyanın en güçlü ve vahşi haydutlarından birinden bir şehir plancısı gibi bahsetmek kulağa biraz aykırı gelebilir, fakat onun Medellín’in değişimindeki rolünü göz ardı etmek de tarihi ciddi anlamda çarpıtmak olacaktır.

Kenti değişime götüren koşulların oluşmasında Escobar’ın ve ona bağlı grupların büyük payı olmuştu. Bu kişiler Medellín’i felaketin eşiğine sürüklediler ve değişim şart oldu bir noktada. Escobar 1982’de “Varoşsuz Medellín Programı”nı başlattı. Politik niyetler gütmekle birlikte samimi bir yanı da bulunan kampanya kenti varoşlardan temizlemeyi ve Escobar’ın ifadesiyle “çöp cehennemi” içinde yaşayan yoksul kesime “onurlu bir yaşam” sunmayı amaçlıyordu.

Varoşsuz Medellín Programı, Escobar’ın popülerliğini, gücünü, hatta oy potansiyelini (Escobar 1982’de Kolombiya Temsilciler Meclisi’ne seçilmiş, fakat uyuşturucu kaçakçılığıyla alakasından ötürü kısa süre sonra meclisten atılmıştı) artırmış, bir yandan da yoksul kesim bünyesinde bir değişim başlatmaya yönelik ilk girişim olmuştu. Bu sayede Escobar kentin kenar mahallelerine, değişim taleplerini ortaya koyabilmelerini mümkün kılan politik bir ses ve yol da sağlamış oldu (kendisi Aralık 1993’te güvenlik güçleri tarafından vurulup öldürüldü).

Escobar, yoksul kesimi radikal, politik ve savaşçı bir çizgiye çekerek, kent merkezinde yaşayan yurttaşlarla iç savaşa sürüklemişti. Plancılık açısından düşünüldüğünde Escobar’ın etkisi, resmi ve nizam dışı bölgeler ile zengin ve yoksul arasındaki mekânsal ayrımı şiddetli bir alan mücadelesine çevirmek olmuştu.

Medellín bir zamanlar dünyanın en tehlikeli şehriydi. 1990 ile 1993 yılları arasında, yalnızca kenar mahallelerde değil tüm kentte her yıl 6000’den fazla kişi öldürüldü. Araçlardan rastgele ateş açılıyordu sürekli. Yaşanan acı ve şiddete dair anlatılanlar gerçekten de korkunç ve yalnızca çete liderleri veya uyuşturucu kaçakçıları arasındaki savaşlardan ibaret değil. Belirsiz bir sınırı aştıkları için eziyet görüp sakat bırakılmış çocuklar vardı. İnsanlar yatak odalarında işlenen cinayetler ve akşam yemeklerinde perdeler arasından yağan kurşunlar arasında yaşamıştı.

Durumun bir an önce değişmesi gerekiyordu. Bunca radikal bir kent deneyi de ancak böyle uç koşullarda yapılabilirdi herhalde. 2005 ile 2013 yılları arasında Belediye Başkanı Fajardo’nun ekibinde görev alan ve Medellín’in stratejik kent planları üzerine çalışan Kolombiyalı mimar ve UCL hocası Catalina Ortiz kritik değişimin 25 yıl kadar önce başladığını söylüyor.

“Bence 1991 yılı tüm ülke için bir dönüm noktasıydı. En kötü ve en iyinin yaşandığı dönemdi. Büyük bir kriz ve umut anıydı,” diyor Ortiz. “Herkesin, daha beteri olamaz diye düşündüğü bir noktadaydık. Birşeyler yapmamız gerekiyordu.”

Aynı yıl onaylanan yeni anayasa yerel yönetimlere liderlerini seçme konusunda daha büyük özgürlük sağlıyordu ve şehircilik alanında, bölgelerini bilen ve tanıyan yöre halklarına daha fazla söz hakkı veriyordu. Bu dönemde hükümet Birleşmiş Milletler’den aldığı uluslararası destekle Medellín’e müdahale etmeye ve gerilla gruplarını dağıtıp silahları toplamaya da başlamıştı.

“Hükümetin ilgisi durumun kontrolden çıktığının teyidiydi,” diye anlatıyor Ortiz. “Medellín’de herhangi bir yönetim kalmadığını idrak etmişlerdi.”

Şehir plancılığı açısından da büyük bir dönemdi bu. Sorunlar kent tasarımı meselesi olarak ele alınır olmuştu. “Hükümet Medellín’deki güvenlik meselelerinin yalnızca yönetmelik değişiklikleriyle halledilemeyeceğini görmüştü. İdari yapılar bu noktadan itibaren meseleyi kent bağlamında değerlendirmeye ve ele almaya başladı,” diyor Ortiz.

Medellínli yetkililer mahallelerin toplumsal dokusunu yeniden düzenlemek ve yoksul kesimi harekete geçirmek üzere çarpıcı bir program dizisi başlattı. Şehir plancıları, şiddet ve adaletsizlik gibi yöreyi etkisi altına almış meselelere eğilmişlerdi ve kenar mahallelere yönelik kamusal alanlar, ulaşım altyapısı ve şehircilik uygulamaları tasarlıyorlardı.

Kamusal alanı sahici bir ortaklık sahası olarak tasavvur etme konusundaki kararlılıkları ve Medellín’deki kamusal alanları ayrımcılık ve savaştan arındırıp insanların bir araya gelebilecekleri ortamlara dönüştürme umutları yaklaşımlarının temelini oluşturuyordu.

Fakat Medellín’deki toplumsal şehirciliğin, katılımcı planlama ve halka danışma gibi, bugün dünyanın pek çok kentinde rağbet gören mütevazı uygulamaların çok ötesine uzandığını belirtmek gerek. Bölgedeki meselelerin korkunçluğu ve karmaşıklığı çok özel bir yaklaşım gerektiriyordu ve mülksüzleri paydaşa dönüştürerek kentsel değişimin itici gücü haline getiren bir kapsayıcılık politikası doğurmuştu.

Başta Barselona olmak üzere Avrupa kentlerinde izlenen yenileme modellerinin etkilerini taşıyan Medellín strateji planları kent için yeni bir gündem belirledi. Ortiz, “Kamu hizmeti kavramını baştan tanımladılar. Katılımcı planlama, toplumsal adaletsizlik meselesinin temel sorularından oldu,” diye anlatıyor.

1998’de Kolombiya’da çıkan yasaya göre, her belediyenin bir imar planı geliştirmesi gerekiyordu ve planlama sosyal katılım olmadan yapılamayacaktı.

Belediye Başkanı Fajardo ve mimar Alejandro Echeverri bu fırsata balıklama atlamıştı. Fajardo, Şehircilik Kuruluşu EDU bünyesinde toplanan uzman ekiple yakın temas içinde çalışmaya başlamıştı, Medellín’deki değişimi beraberce idare etmek üzere mimar, plancı, mühendis ve sosyologlarla iş birliği yapıyordu. Tasarım ekibi birçok projede “sahadan biri” (uygulamaların önerildiği kitle için sözcü ve tercüman görevi gören bir toplum temsilcisi) ile birlikte çalıştı.

Echeverri, farklı alan ve mesleklerden insanların bu denli kaynaşmasının ve iş birliği yapmasının, Medellín’deki projelerin başarısında temel rol oynadığını söylüyor (“kötü çocuklar” da işe katılmıştı böylece). “Planı iletmemiz gereken kişi belalı tiplerden yani problemin unsurlarından biri oluyordu genellikle.”

Resmi kurumların nefret topladığı ve yetkili isimlerin tiksinti uyandırdığı böylesine bölünmüş ve çatışmalı bir bağlamda, zengin ile yoksul ya da otorite ile birey arasındaki uçurumların ortaklaşa alınan kararlar ve müşterek tasarım süreçleri yoluyla onarılması gerekmişti.

Önceki siyasi figürlerin aksine Fajardo, kenar mahallelerdeki toplum buluşmalarına çoğu zaman katılıyordu. Ekibi, mahalle sakinlerine farklı alternatifler hayal etme ve yaşadıkları yeri yeniden tasarlama olanağı sunan “hayal atölyeleri” düzenliyordu.  EDU, katılımcı planlama yoluyla gerçekten de bütünleşme sağlayabildi ve vaktiyle düşman olmuş gruplar arasında ortak bir zemin ve değişim isteği tesis etti.

Projeler kente birlik getiren bir dizi uygulama olarak görülüyordu. Medellín’i hareketli tutmak ve eskiden kopuk olan mahalleri birbirine bağlamak üzere yer üstü tren, teleferik, köprü ve yürüyen merdivenlerden oluşan entegre ulaşım sistemleri planlanmıştı. En yoksul bölgelerde, toplum odaklı mimari yapılar da oluşturuldu: kütüphaneler, toplu konutlar ve kültür merkezleri gibi insanların bir araya gelmesine, ilişkiler kurmasına ve öğrenmesine yönelik alanlardı bunlar.

Fajardo hem Medellín’in merkezine hem de kenar mahallelerine yatırım yapıyordu. İki yönlü bu yaklaşım, öncesinde göz ardı edilmiş kenar mahallelerin, kentin eşit haklara sahip parçaları olduğunu vurguluyordu.

Echeverri’nin mimari çalışmalarının temel başarılarından biri, doğal bünye ile çarpıcı simgeler arasında bir denge kurabilmesiydi. Hem alan, mekân ve sistemleri kentin toplumsal dokusuyla bütünleştirmiş, hem de sürekli fotoğraflara konu olacak, uluslararası standartta yapılar meydana getirmişti.

Dünyaya yeni bir imaj sunarak kente itibar katmanın ve turist çekmenin de ötesine geçen, çok incelikli bir tasarım anlayışı söz konusuydu. (Hâlâ Medellín’in en tehlikeli mahallelerinden biri olarak görülen) 13. Mahalle’de, rastgele yapılmış gecekonduların düzensiz manzarası içinde, hafif müzik sesleri ve süslü metal gölgeliklerle yukarı aşağı giden, klimalı ve rengarenk merdivenler, farklı dünyaların çarpıştığı bir kare meydana getiriyor. Projelerdeki başarının anahtarı da buydu muhtemelen: iki farklı dünyayı bir araya getirmek, etkileşim kurmaya itmek ve yeni bir kimlik oluşturmak.

Fajardo, alışıldık politik figürlere hiç benzemiyordu. Politika geçmişi olmayan bir matematik profesörü olarak tertemiz bir isimdi ve tümü yolsuzluklara bulaşmış klasik partileri geride bırakarak 2003 yılında belediye başkanı olmuştu.

Otonomisini iyi değerlendirmiş ve daha önce erişilemeyen politik alanlara ve mekânlara ulaşmıştı. Bağımsız olması insanların onu kabul edip tanıyabilmesine fırsat vermişti; yeni başkan, birdenbire ortaya çıkmış ve kentin varoşlarına dalmıştı. Pek çok kişiye göre Medellín, 2003 ile 2009 arasındaki nispeten istikrarlı dönemini, kentin iki ucunu temsil eden ve aynı şekilde barış ve huzur isteyen iki bağımsız lider, yani Fajardo ile uyuşturucu patronu Don Berna arasındaki uzlaşmaya borçluydu.

Fajardo’nun EDU’yu oluşturarak bürokratik işleyişi (Medellín’deki yolsuzluklardan ve yetersiz uygulamalardan uzaklaştırıp) serbestleştirmesi kentin başarısının anahtarıydı. Bu bağımsızlık EDU’nun kenti bir bütün olarak serbestçe gözlemleyebilmesine ve önceki yetkililerin ötesinde bir deneysellik ve vizyonla ele almasına imkân sağlamıştı. Bu uygulama, yerel yetkililerin bağımsız tasarım kuruluşlarıyla işbirliği yapmasının önemini tüm dünya kentlerine gösteren bir ders niteliğindeydi.

Serbestlik konusundaki bir diğer kritik unsur ise kamu hizmetleri kuruluşu EPM sayesinde fonlama yapısının özerk olabilmesiydi. Benzersiz bir oluşum olan EPM, kent belediyesine aittir ve hem Kolombiya’nın hem de Güney Amerika’nın diğer kısımlarına enerji ihraç eden varlıklı bir kurumdur. EPM, 1991’de çıkan bir yasayla, kârının %30’unu belediye hizmetlerinde kullanılmak üzere kente vermeye başladı ve belediye başkanlarının şehircilik uygulamalarında kullandığı kritik bir fon kaynağı haline geldi.

“Medellín’deki fiziksel değişimde pek çok yapının önemli rolü oldu,” diyor Ortiz. “Devlete bağlı merkezi ajanslar ve onların stratejik kent planları ile EDU ve EPM gibi, yükümlülükleri daha sınırlı, yarı özerk oluşumlar.” Fakat şehirciliği; toplumsal hareketliliği ve adaleti destekleyecek bir araç (mahalle sakinlerine kendi seyirlerini tasarlama olanağı sunan ve onları kentin kullanıcı, katılımcı ve paydaşı haline getiren bir süreç) olarak ele almak da Medellín’deki dönüşümün temel bir kısmıydı.

Bu yaklaşım politik planlar, sosyal strateji, polis kuvvetleri ya da yolsuzlukla aşılamamış sınırları aşmıştı. Kent kendi kendine dönüşmüş, sakinleri sayesinde iyileşmişti.

 Alex Warnock-Smith, Urban Projects Bureau’nun kurucu yöneticisidir ve Mimarlık Derneği Yüksek Okulu’ndaki Konut ve Kent programının akademik sorumlusudur. 

 

Çevirmen: Gülin Ekinci

Yazının orijinal linki: https://www.theguardian.com/cities/2016/may/13/story-cities-pablo-escobar-inclusive-urbanism-medellin-colombia

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.