Bir Zorlukla Baş Etmeye Çalışırken, Bir Arkadaşınıza Tavsiye Veriyormuşsunuz Gibi Düşünün

“Acıların kraliçesi” lakabıyla da bilinen Rebecca Rusch, günümüzün bir numaralı macera sporcusu olsa gerek. Kendisi ırmak raftingi, dağ bisikletçiliği ve kayaklı koşu gibi birçok alanda dünya şampiyonlukları kazandı. Katılımcıların genellikle gece saatlerinde kimi ıssız yerlere bırakıldığı ve belirli noktalara kendi başlarına dönmeye çalıştıkları bir spor olan Oryantiring alanındaki önemli etkinliklere de damgasını vurdu. Rusch, bisikletle Kilimanjaro Dağı’nın tepesine bile çıktı. Başka bir deyişle, aykırı insanlardan oluşan küçük bir topluluğun aykırı bir ferdi o. Bedeninin daima zinde ve zirvede olması gerekiyor. Ama zihni de öyle olmalı. Doğrusu, zorlu koşullar altında aklını başında tutabilmesi, başarısında önemli bir rol oynuyor.

Karanlığın ortasında kalıvermek Rusch için alışılmadık bir şey değil. Kimi zaman 320 kilometrelik bir yolculukta, belirsiz bir patikada kaybolabiliyor veya gecenin ikisinde, bir ormanın derinliklerinde yemeksiz kalabiliyor. Örneğin geçen yıl İtalyan Alpleri’ndeki 800 kilometrelik bisiklet yarışının ortasında kendisini bir dağın tepesinde buluvermiş. Uyku ve ısınmaya hasret ve yapayalnızmış.

O zamanı bana şöyle anlattı:

“Üzerimde şişme mont, yağmurluk ve tüm yedek kıyafetlerim olmasına rağmen tir tir titriyordum. Var gücümle pedal çeviriyordum, ancak arazi çetrefilli olmamasına rağmen saatte yalnızca sekiz kilometre yol alabiliyordum. Beynim uykusuzluktan ötürü öylesine uyuşmuştu ki yönümü bulmakta zorlanıyordum. İstifra ediyordum, bedenim yemeği kabul etmez olmuştu. Saatlerce bu halde kalmıştım. İnatla, ağır ağır aşağıya doğru ilerliyordum.”

Sahneler ve ayrıntılar değişiyor, fakat kendisinin olaylarla baş etme tarzı genellikle aynı oluyor. Bu gibi durumlarda Rusch, bir arkadaşına tavsiye veriyormuş gibi yaparak düşünceleri ile duyguları arasında bir alan açıyor. “Kendimi değil bir arkadaşımı düşünüyormuş gibi yapıyorum. Böylece, ne yapılması gerektiği konusunda kafam netleşiyor ve daha fazla fikir bulabiliyorum genellikle,” diyor. İçinde bulunduğu zorluğa dışarıdan baktığında her şey değişiyor. Kafasını zorlamak yerine problem çözmeye koyuluyor. Kendisini aşırı derecede eleştirmeyi ve negatifliği bırakıp yüreklendirici bir tarza geçiyor ve temkinli bir iyimserlik içine giriyor. İtalyan Alpleri’ndeki bisiklet yarışında “arkadaş”ına, uğraşmayı bırakıp hemen bir sığınak araması gerektiğini, yola orada uyuyup bir şeyler yedikten sonra, gündüz vakti devam edebileceğini söylemiş. Sonrasında da tam olarak böyle yapmış ve hayal bile edemeyeceği bir şekilde yarışı sonlandırabilmiş.

Rusch’ınki gibi durumlarda hiç kalmıyorsanız bile kendisinin bu uygulamasından faydalanabilirsiniz. Özellikle de karmaşık durumlarda veya büyük karar anlarında daha net düşünmek için harika bir yol. Çünkü kendimizi ve koşullarımızı değerlendirme şeklimiz duygularımızın etkisi altında kalıyor genellikle. Oysa kendimizi dışarıda bırakabildiğimizde durumlar hakkında daha rasyonel düşünebilir hale gelebiliyoruz.

Kanada’nın Ontario kentindeki Waterloo Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada psikolog Igor Grossman, uzun süreli ilişkiler içinde bulunan 100 öğrenciyi iki gruba ayırmış. İlk gruptaki öğrenciler, sevgilileri tarafından aldatıldıklarını ayrıntılı bir şekilde akılda canlandırmaya sevk edilmiş. İkinci grup da aynı senaryoyla karşı karşıya kalmış. Fakat bu defa, aldatılan kişinin kendileri değil en yakın arkadaşları olduğunu hayal etmişler. Bu egzersizin hemen ardından iki gruptakiler de durumu akıllıca ele alma (örneğin, karşıdaki kişinin açısından da bakma, anlaşmaya çalışma ve çok sayıda seçeneği değerlendirme) becerilerini ölçmek üzere hazırlanmış soruları yanıtlamışlar. Kendileri yerine arkadaşlarıyla ilgili bir durumu düşünmüş olanların puanları çok daha yüksek çıkmış.

Benzer çalışmalarda da, birinci şahıs yerine üçüncü şahıs üzerinden düşünüldüğünde ve öyle ( “Aşılamayacak gibi duran zorluklarla karşı karşıyayım” yerine “John, aşılamayacak gibi duran zorluklarla karşı karşıya” gibi) ifadeler kurulduğunda, insanların kendilerini de durumu da daha net ve akıllıca değerlendirdikleri görülmüş.

Bu tür yaklaşımlar ve Rusch’ın yaptığı gibi “bir arkadaşla konuştuğunuzu farz etmek”, genel olarak “kendine mesafe alma” diye adlandırılıyor ve yoğun durumlarda hislerimizi askıya almamızı sağlayarak iyi fikir ve kararların yolunu açıyor. Kişinin kendisine mesafe almasının farklı bağlamlardaki etkilerini inceleyen Özlem Ayduk ve Ethan Kross isimli psikologlar, Kişilik Araştırmaları Dergisi’nde yayımlanan bir makalelerinde, kendine mesafe alma sayesinde “insanların, deneyimlerinin duygusal yansımalarına nispeten daha az odaklandıklarını ve daha ziyade farkındalık sağlayan  ve çözüme götüren yeni yollar geliştirmeye baktıklarını,” söylüyorlar. Kişinin, geçmiş deneyimlerine dair düşüncelerindeki bu değişim “duygusal tepki düzeyinin azalmasına yol açıyor” ve böylece “beynin daha rasyonel kısımlarının daha etkili şekilde işlemesine fırsat veriyor,” diyorlar.

Başka bir deyişle: Kendimizi geri plana attığımızda, durumu daha kapsamlı ve bütüncül bir bakışla değerlendirebilir oluyoruz. Öyle bir açıdan bakmak hislerle birlikte düşünebilmenin yolunu açıyor ve daha derin kavrayışlara götürüyor bizi.

Kendine mesafe alma genellikle belirli durumlarda, zamansal değerlendirmelerde kullanılan bir yöntem, ancak genel bir yaklaşım gibi değerlendirilmesi de kıymetli olabilir. Örneğin, hevesle (spor, sanat veya girişimcilik alanında) bir uğraşın peşine düşmüş kişileri düşünün. Deneyimin akışı içinde uyuşmuş (veya belirli bir amaca fazlasıyla odaklanmış) bir şekilde, istediğiniz şeylerin peşinden giderken, bunu nasıl yaptığınızı ve bu uğurda neleri feda ettiğinizi düşünmüyor olabilirsiniz. Böyle istek ve heyecanları kontrol altına almak (ve onların sizi ele geçirmemesini sağlamak) derin bir farkındalık sahibi olmayı, yani bir durumu etraflıca değerlendirmeyi ve otomatik bir şekilde sürüklenmek yerine, nasıl ilerleyebileceğinize dair seçimler yapmayı gerektiriyor. Paradoksal bir şekilde, bu tür bir farkındalığa erişmenin en iyi (ve muhtemelen çok az sayıdaki) yollarından biri de, bir an için kendinizi bir kenara bırakmak ve dışardan bakmak. Mesafe alma gibi bir stratejiye başvurmak, kuvvetli duygularla dolu etkinlik veya durumları, duygu kadar mantık da içeren, bambaşka bir açıdan görmenize olanak veriyor.

Bir dahaki sefere, büyük bir karar arifesinde, duygularınızın yoğunlaştığı hassas bir durumda kaldığınızda, isteklerinize doğru şekilde mi yaklaşıyorsunuz (ya da onların peşinden gitmeniz doğru mu) diye düşündüğünüzde veya kendinize fazla eleştirel yaklaştığınızda, olaya dışarıdan bakmaya ve öyle değerlendirme yapmaya çalışın. Rusch, “Ben her zaman kendi kendime konuşurum,” diyor. “Ama kendi kendime konuşurken genellikle negatif oluyorum ve pek yardımım dokunmuyor. Oysa bir arkadaşımla konuşuyormuş gibi yaptığımda motive edici, bağışlayıcı ve çok daha üretken sözler sarf ediyorum.”

Brad Stulberg’ün 21 Şubat 2017’de NYMAG’de yayımlanmış yazısından çevrilmiştir.

 Yazının orijinal linki: http://nymag.com/scienceofus/2017/02/self-distancing-will-help-you-make-smarter-deciions.html

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.