Adsız Şeyler Yazmak: Ursula K. Le Guin ile söyleşi – 1. Bölüm

Ursula K. Le Guin’e takdirler yağıyor. Library of America geçen yıl yazarın eserlerine odaklanan bir yayın programı başlattı. Yaşayan bir yazar için olağanüstü bir başarı bu. Le Guin’in erken tarihli klasik bilim kurgu çalışmalarını içeren ikinci ve üçüncü ciltler yayımlanmış bulunuyor; kısa kurgu eserlerinden oluşan bir toplama ise Saga Press tarafından iki cilt halinde basıldı. Yazar 2014’te Ulusal Kitap Vakfı tarafından Amerikan Edebiyatı’na Üstün Katkı Madalyası’na layık görüldü. Daha önce olduğu gibi bu yıl da Nobel Edebiyat Ödülü adaylarından olacağı tahmin ediliyor. Le Guin, on yıllardır birlikte olduğu eşiyle Portland, Oregon’da sakin bir hayat sürüyor. [Kendisi geçtiğimiz hafta hayata veda etti. -e.n.]

DAVID STREITFELD: Sağlığınız nasıl?

URSULA K. LE GUIN: İdare eder.

 Ruh haliniz nasıl?

İdare eder. [Gülüyor.] 80’lerin sonlarında insan gitgide yavaşlıyor inanın. Topluma yönelik vazifelerin çoğundan çekildim. “Hayır, teşekkür ederim,” diyorum bol bol. Powell’s Books’ta okuma yapmayı seviyorum. Amatör sayılırım. Oradaki dinleyiciler ise şahane. Fakat fiziksel açıdan imkânsız bir şey.

 Library of America’dan çıkan bu iki yeni yayındaki çalışmaların büyük kısmı çok kısa bir sürede, 1960’ların sonu ve 70’lerin başındaki birkaç yıl içinde meydana geldi. Karanlığın Sol Eli (1969) ve Mülksüzler’i (1974) hummalı bir çalışmayla, neredeyse peş peşe yazmıştınız. Bu, ilk Yerdeniz romanlarını da yazdığınız dönemdi.

Öncesinde de sonrasında da aynı derecede sıkı çalışmışımdır. Tüm kayda değer çalışmalarım o dönemden değil. Sonrasında da epey iyi şeyler var.

Aynı zamanda üç çocuk yetiştiriyordunuz.

Yedi sekiz yıl boyunca beş yaşından küçük bir çocuğum vardı hep. Üçüncü çocuğum biraz sürpriz oldu. İkincisi yuvaya başlıyordu o sıralar. Charles tam zamanlı ebeveynlik etmese yapamazdım. Tekrar tekrar demişimdir: İki kişi birlikte üç iş yapabilir ama tek kişi iki iş birden yapamaz. Yani, bazen yapılır, ama çok zorlu olur.

 Nasıl ayak uyduruyordunuz?

Teslim tarihi olan işler yapmamaya çok dikkat ediyordum o yıllarda. Bir kitap taahhüt etmedim asla. Neyi ne zaman yapacağım konusunda kendime alan bırakıyordum. Yazılarım üzerinde çalışma vaktim, çocuklarımın ihtiyaçlarından arta kalan zamanla sınırlı oluyordu. Polyannacılık etmek istemem, fakat iki görevim de çok tatmin ediciydi. Mükafatları hemen hissediliyordu. . Yazmaktan keyif alıyorum; çocuklarla ilgilenmek de keyifliydi benim için.

Hatırladığım kadarıyla bir keresinde, çocuk yetiştirmenin yazmayı kolaylaştırmadığını, ama iyileştirdiğini söylemiştiniz. Yine de ikisini birlikte yürütmek epey çaba gerektiriyormuş.

Üçüncü çocuğuma hamile olduğumu öğrendiğimde zorlu bir süreç geçirdim. Tüm bunları nasıl yeniden yapabilecektik? Hamilelik insanı epey tüketebiliyor. Ama kolay bir hamilelikti. Bebek de harikaydı. Bunu yaptığımıza gerçekten memnun olmuştuk. Evde o canlılık vardı tamamen.

 Her açıdan epey doğurgan bir dönem olmuş besbelli.

İki tarafı da halledebildim gibi gözüküyor. Ben sağlıklıydım, çocuklar da sağlıklıydı. Bu büyük fark yaratır. Fakat o kadar şaşırtıcı gelmiyordu. Kadınlardan çocuk doğurmaları beklenen bir kuşaktandım.

 Ne zamanlar yazıyordunuz?

Çocuklar uyuduktan veya kitaplarıyla beraber yataklarına gittikten sonra. Çocuklarım, bugünkü kuşağın çoğuna kıyasla çok daha erken yatıyorlardı. Torunlarımın gece 11:00’e kadar ayakta kaldığını görünce çok şaşırmıştım. Öylesi beni epey uğraştırırdı. Eski tarz bir seyir izliyorduk. Sabah 8 – akşam 9. Sonra çatı katına çıkar, 9’dan gece yarısına dek çalışırdım. Yorgunsam biraz zorlu olurdu. Ama fevkalade istekliydim. Yazmayı severim. Heyecan verici bir şey. Yapmaktan cidden mutluluk duyduğum bir şey.

Library of America’da yer alarak ölümsüzleşmiş gibi hissediyor musunuz? Tüm büyük isimlerle, Twain’le, Poe’yla, Wharton’la yan yana duruyorsunuz orada.

Küçüklüğümde evimizde bir Mark Twain dizisi vardı. Yazar seçkileri o kadar önemsenmiyordu. Temsilcim de kontratla ilgili tereddüt etmişti; zira ilk ödeme alıştığından düşüktü. Kendisi iyi bir temsilcidir. Onun işi para kazanmak. Ben ise Library of America bünyesinde yayımlanmanın gerçek ve ebedi bir onur olduğunu fark etmemiştim. Özellikle de henüz hayattaysanız. Philip Roth ve ben böyle özel bir ayrıcalığa sahibiz.

 Library of America’daki ilk kitabınız geçen yıl yayımlandı. “Orsinya Yazıları” başlıklı bu kitap daha az bilinen eserlerinizin bir kısmını içeriyor.

Library of America’yı böyle yapmaya ben zorladım önce. Onları zorladığımı fark etmemiştim, ama öyle yaptım. Çok anlayışlı davrandılar.

 Yayının temel parçası olan Malafrena (1979) romanı 19. yüzyıl başlarında, Macaristan civarlarındaki hayali bir Avrupa ülkesinde yaşanan devrim girişimi sırasında geçiyor.

Fantastik veya bilim kurgu olmayan eserlerimden bu. Nasıl tanımlanabilir öyleyse? Alternatif tarih de değil; zira Avrupa tarihiyle ilişkili tamamen. Bir adı yok. Benim meselem de bu. Adsız şeyler yapıyorum.

 Bu kitapların bazıları uzun bir yolculuk geçirdi. Elli yıl önce ciltsiz bilim kurgu kitapları olarak basılmışlardı aslen.

Kökenlerine dair bir çekincem, bir tereddütüm yok, fakat bu beni kimileri gibi büyülemiyor da. Bazıları bu tür kitaplara bayılıyor. 25 sentlik kitap fikrinde  kendine özgü, büyüleyici bir şey var. Bu sıralar Michael Chabon’un Kavalier ve Clay’in Akıl Almaz Maceraları kitabını yeniden okuyorum. Çizgi roman olayı Michael’ı büyülüyor. Bu tamamen anlaşılır bir şey ve duyduğu zevkten hoşlanıyorum ben de. Fakat benim zihnim öyle işlemiyor. Ben içerikle meşgulüm. Sunuş biçimi, mecburi bir kısmı yalnızca.

 Elli yıl önce bilim kurgu ve fantastik kurgu marjinal türlerdi. Saygı görmüyorlardı. 1974’te “Amerikalılar Neden Ejderhalardan Korkuyor?” başlıklı bir konuşma yaptınız. 

Amerikan kültüründe hayal gücünü çocuklara bırakmak, büyürken ondan uzaklaşmak ve iyi iş insanı veya politikacı olacak şekilde büyümek gibi bir eğilim var.

 Bu değişmedi mi? Etrafımız fantezi ile kaplı gibi şimdi.

Fakat çoğu türetilmiş şeyler. Gerçekten bir şeyler tasavvur etmeden bir sürü ork, tek boynuzlu at ve galaksi savaşını harmanlayabilirsiniz. Kültürümüzün sorunlarından biri, hayal gücüne saygı göstermiyor ve onu çalıştırmıyor olmamız. Onun için idman, egzersiz gerekir. Bir sürü hikaye dinleyip nasıl yapacağınızı öğrenmeden hikaye anlatamazsınız.

David Streitfeld’in 17 Kasım 2017’de yayımlanmış röportaj yazısından çevrilmiştir. 

Yazının orijinal linki: https://lareviewofbooks.org/article/writing-nameless-things-an-interview-with-ursula-k-le-guin/#

Görsel: By Gorthian (Own work) [CC BY-SA 3.0 (https://creativecommons.org/licenses/by-sa/3.0)], via Wikimedia Commons

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.