Kentler için Tinder: Teknoloji ile daha katılımcı kent planlama süreçlerine doğru

Kentinizin veya mahallenizin nasıl olması gerektiği konusunda söz sahibi olmak çok vakit alan, anlaşılmaz terimlerin sarf edildiği, karmaşık bir süreçtir genellikle. Yeni dijital araçlar bu süreci şeffaf ve interaktif bir hale getiriyor.

Sokağınıza yapılması düşünülen devasa binanın planını gördüğünüzde akıllı telefonunuz çıkarıp, bir kaydırma hareketiyle bu öneriye karşı çıkabilseniz nasıl olur? Ya da benzer bir hamleyle, mahalleniz için özenle hazırlanmış yeni kütüphane projesine destek verebilseniz?

Tinder gibi bir uygulamayı kent planlama alanında kullanma fikri kulağa abartılı geliyor olabilir, oysa Kaliforniya eyaletinde bulunan, güneş diyarı Santa Monica kentinde şimdiden deneniyor. Kent yetkilileri yeni kent planlarını hazırlarken bir tanışma uygulamasını model alan dijital bir araçtan yararlanıyorlar ve kent mobilyaları, otoparklar, duvar resimleri veya pazar tezgahları gibi her konuda halkın görüşlerini öğrenmeye ve ölçümler yapmaya çalışıyorlar.

CitySwipe adlı bu uygulama yöre sakinlerine projelere dair görseller sunarak basit evet/hayır soruları yöneltiyor ve insanları, partner bulma uygulamalarındaki gibi değerlendirmeler yapmaya teşvik ediyor. Süreç şimdilik gayet sade: Sokak sanatı uygulamaları içeren bir fotoğraf gösteriliyor ve üzerinde şöyle yazıyor: “Bunlardan daha çok olsun ister misiniz?” Katlanır kafe masaları ve sandalyeleri ile pembe banklar gösteriliyor ve “Hangisini tercih edersiniz?” diye soruluyor.

Kulağa yüzeysel geliyor olabilir, oysa yürüyüş parkurları, bisiklet yolları ya da konutlar gibi pek çok konuda sorular mevcut. Bu yöntem, postayla yollanan teferruatlı formların doldurulması, upuzun PDF dosyalarının indirilmesi veya şevkli bir gönüllünün elinde bir dosyayla dolaşarak sorular sorması gibi alışıldık geri bildirim mekanizmalarına kıyasla danışma sürecini epey kolaylaştırıyor.

Hep kapalı ve kafa karıştırıcı addedilmiş bir sistemi hem halk hem de plancılar ve müteahhitler için daha şeffaf, katılımcı ve etkili bir hale getirmek üzere kent plancılığı alanında ortaya çıkmış çok sayıda teknolojik araçtan biri bu.

Birleşik Krallık’ta plancılık uygulamalarının ele alınış tarzı 1947 tarihli Kent ve Ülke Planlama Yasası’ndan bu yana pek az değişti. Önemli gelişmeler hâlâ direklere asılan ve hızla hamur yığınına dönüşen kağıtlarla duyuruluyor. Kent sakinleri ve müteahhitler yerel ve ulusal planlamayı konu alan farklı farklı politikalar arasında gidip gelmek durumunda kalıyorlar; plancılar ise çoğu okunmayan belge ve çizimlerle dolu dünya kadar başvuru dosyası içinde yüzüyor, vakitsiz kalıyorlar.

Kent meselelerine çözümler bulmak için çalışan, devlet destekli bir kuruluş olan Future Cities Catapult tarafından düzenlenen araştırmaya göre, önerileri daha şeffaf bir biçimde açığa seren ve sonuçları tüm taraflar için somutlaştıran, veri temelli bir planlama sistemine ulaşmayı sağlayabilecek çok sayıda dijital gelişim mevcut. Kısa süre önce fikir toplamak için açık çağrıda bulunan kuruluş, planlama sürecini 21. yüzyıla uygun hale getirecek prototip araçlar geliştirmek için fon sağlayabiliyor.

Future Cities Catapult’un projeler direktörü Stefan Webb, “Plancılar genellikle her zamanki usullere bağlı kalıyorlar,” diyor ve ekliyor: “Bunların insanların ilgisini ne kadar çektiği veya bilgilendirici olup olmadığı her zaman düşünülmüyor. Kasten olmasa da, sistem herkes için erişilebilir kılındığı takdirde nelerin mümkün olabileceğine pek az kafa yoruluyor.”

Webb ve ekibi hem bürokratik akışı dinamikleştirecek hem de sürecin bütününü daha şeffaf kılacak yenilikler peşinde. Yerel yönetimlerin imar planı ilanları ve danışma mektupları için kullandıkları bütçeyi azaltmak veya yerel planları şekillendirme sürecine halkın katılımını artırmak bu konular arasında.

Manchester, birlikte düşünmenin yolunu açan öncü bir uygulamaya imza atarak kentteki potansiyel imar alanlarına dair bilgiler içeren interaktif bir çevrimiçi harita geliştirdi.

Gayet yerinde bir isimle Büyük Manchester Açık Veri Altyapı Haritası olarak adlandırılan uygulama; su hatları, ulaşım ağları, gayrimenkul fiyatları ve terk edilmiş endüstri alanları gibi her tür bilgiyi bir araya topluyor ve kentin yeşil alan yapısı ile fiziksel ve sosyal altyapısını bir bütün halinde sunuyor. Bir diğer harita ise imar arazilerine dair proje tekliflerini gösteriyor ve belediye meclisinin tayin ettiği alanlar ile kent sakinlerinin ve müteahhitlerin önerilerini bir araya getiriyor. Böylece bölgede neler olduğunu herkes görebiliyor. Genellikle kapalı kapılar ardında cereyan eden bir süreci açığa seren uygulama, kitlelerin katılımını kolaylaştırıyor.

Londra’da yeni kurulmuş olan Urban Intelligence şirketi ise bir alanı etkileyen çok sayıdaki planlama politikasını erişilebilir kılmaya odaklanarak ayrı ayrı belgeleri tek bir kaynakta toplamaya çalışıyor. (Bahçe kentlerin atası sayılan Ebenezer’den hareketle) Howard diye adlandırılan bu interaktif platform, ulusal ve semt bazlı politikaları derleyip dijitale taşıyor. Böylece harita üzerindeki bir yere tıklayarak bölgeyle ilgili her şeyi tek hamlede görebilmenizi sağlıyor. Öylesine yalın bir fikir ki bugüne dek düşünülmemiş olması şaşırtıcı (Öte yandan, ayda 25 sterlinlik kullanım bedeliyle endüstriyi hedeflediği de açık).

ABD çıkışlı Flux Metro platformu ise bu fikri bir adım öteye taşıdı ve imar bilgilerini finansal kapasiteye ilişkin algoritmalarla bir araya getirerek farklı senaryoların kârlılık olasılıklarına dair tahminler geliştiren üç boyutlu bir model inşa etti. Bu uygulama, müteahhitlerin bir alanın bağlamını ve kısıtlamalarını (yapı yükseklikleri ve gölgeler de dahil olacak şekilde) görselleştirerek ne inşa edilebileceğine dair bilgilere kavuşmasını mümkün kılıyor.

Böyle bir araç, planlama ilkelerinin daha basit, sonuçların da daha kestirilebilir olduğu ABD’de daha anlamlı olabilir. Öte yandan bu tür uygulamalar, yönetmeliklerin genellikle fazlasıyla belirsiz ve tartışmalı olduğu ve her alan özelinde uzun ve verimsiz pazarlık süreçlerinin yaşandığı Birleşik Krallık’ta da planlama sistemine netlik getirmeye yardımcı olabilir. Projelerdeki adaletsizliklerin büyük kısmı sınırların asla açık ve net bir biçimde ifade edilmemesinden kaynaklanıyor ve müteahhitler bundan yararlanarak daha fazlasını koparmaya çalışabiliyorlar.

Artırılmış gerçeklik teknolojilerinin gitgide ilerlemesi de planlama alanına en yüksek seviyede fayda sağlayabilecek türden yenilikler doğuruyor. Heirot-Watt Üniversitesi ve Linknode tarafından yeni geliştirilmiş olan UrbanPlanAR platformu üç boyutlu proje modellerinin alanlara yansıtılabilmesine olanak sağlıyor. Böylece yöre sakinleri önerilen projeleri gezerek etkilerine dair bir his edinebiliyorlar.

İsviçre’de, yapılması önerilen binaların gerçek kütlelerinin anlaşılabilmesi için planlama sürecinde (baugespanne denilen) metal iskeleler hazırlanması gibi bir mecburiyet var. Bahsettiğimiz uygulamada ise ekranı kaydırdığınızda ayrıntılı bir model beliriyor. Gördüğünüz şeyi beğenmediniz mi? Sola doğru kaydırın!

Ancak bu süreçlerin dijitalleşmesini eleştirenler de var. Belirli bir kesimin erişimini artırarak sistemi diğerleri için daha zor kılıyor da olabilir mi? Herkesin akıllı telefonu, internet bağlantısı veya çevrimiçi haritalardan yararlanabilecek seviyede dijital okuryazarlığı yok. Özel şirketler de işin içinde olduğundan, akıllı kent devrimini tam olarak kimlerin yönlendirdiğine veya kimlerin bundan fayda göreceğine dair sorular da var. Şayet kent plancılığının geleceği dijital dünyada ve veri odaklı ise o verilerin nereye gittiği ve kime kâr sağladığı konusunda da dikkatli olmalıyız.

 

 Oliver Wainwright’ın 24 Ocak 2017’de The Guardian’da yayımlanan yazısından çevrilmiştir.

Yazının orijinal linki: https://www.theguardian.com/cities/2017/jan/24/tinder-cities-technology-making-urban-planning-interactive

Çevirmen: Gülin Ekinci 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.