Çalma Sanatı: Dünyanın En Usta Hırsızının Peşinde – 2. Bölüm

Bu noktadan sonrasını ezbere biliyordu. Dörder çekmeceli yedi makine vardı. Hemen işe koyuldu. Makineleri açacak fakat belirgin bir hasar bırakmayacak bir teknik kullanıyordu özellikle. Çok antrenmanlı olan Blanchard para dolu kutuları ve çok sayıda para sayma cihazını aldı, kapıyı arkasından kilitledi ve yakınlara park ettiği kamyonetin yolunu tuttu.

Blanchard ilk ATM’yi açtıktan 8 dakika sonra, Winnipeg Emniyeti’nden bir grup polis alarm nedeniyle şubeye geldi. Fakat polis memurları kapıların kilitli olduğunu gördüler ve alarmın yanlışlıkla çalmış olduğunu düşündüler. Polis, bankanın güvende olduğunu söylerken Blanchard yarım milyon dolardan fazla parayla kaçıyordu.

Ertesi sabah yetkililer bir muammayla karşı karşıya kalmışlardı. Kapıda bir hasar, herhangi bir parmak izi veya kamera kaydı yoktu. Blanchard banka kamera kayıtlarının saklandığı sabit diski de alıp götürmüştü. Ayrıca Blanchard’ın kendi izleme sistemi hâlâ ATM odası içinden yayın yapıyordu, dolayısıyla adam kentten ayrılmadan önce dedektiflerin neler konuştuklarını dinleyebilmişti. Adlarını biliyor, amirlerini tanıyordu. Banka müdürünü de polisi de arayabilir, soyguna katılmış fakat payını alamamış bir muhbir numarası yapabilirdi. Suçu müteahhitlere, Brinks ekibine ya da tamircilere atacaktı. Söyledikleri çok inandırıcıydı çünkü dışarıdan kimsenin bilemeyeceği bir şey biliyordu: ATM’lerden birine dokunulmamıştı. Blanchard kolayca kafa karıştırabilmek için mahsus öyle yapmıştı.

Polislerin ilgisi bambaşka bir yöne çevrilmiş olduğundan Winnipeg banka soygunu kusursuz bir işmiş gibi gözüküyordu. Fakat bir süre sonra, otoparkının büyükçe bir kısmı banka ile ortak olan bir Walmart dükkanının dikkatli bir çalışanı yetkilileri aradı. Adam, insanların oraya araba bırakmalarından rahatsız olduğu için alanı izliyordu sürekli. Soygun gecesi bankanın yanında mavi renkli bir Dodge Caravan olduğunu fark etmişti. İçinde bir şarjo ve başka tuhaf cihazlar olduğunu görünce aracın plakasını bir kenara yazmıştı. Polis araştırdı. Araç, Gerald Daniel Blanchard isimli biri tarafından Avis’ten kiralanmıştı.

Blanchard’ın gerçek adını kullanmış olması da araçta bir sürü parmak izi bırakmış olması da büyük dikkatsizlikti. Polisler hemen adamın peşine düştü.

Soygun çok ileri seviye bir iş olduğundan soruşturmayı Winnipeg’deki Nitelikli Suçlar birimi yürüttü. Fakat (boşanmış ve sevgilisi Lynette Tien ile birlikte yaşayan) Blanchard polislerin peşinde olduğunu öğrenmişti, dolayısıyla epey bir süre gözlerden uzakta kaldı. Aradan iki yıl geçti. Araştırmayla ilgilenen dedektiflerin çoğu bu sırada emekliye ayrılmış veya tayin olmuştu.

Dosya, 2006 yılı başlarına, 50’lerindeki emektar polis memuru Mitch McCormick büyük suçlar üzerinde çalışmaya başlayıncaya dek bir köşede kaldı. Çözümlenmemiş bu soyguna ilgi duyan McCormick, yıllar boyu birlikte çalışmış olduğu meslektaşı Larry Levasseur’u aradı. Ticari Suçlar bölümüne henüz transfer olmuş bu adam telefon dinleme konusunda ustaydı.

Şubat başlarında bir gece McCormick ve Levasseur bölgedeki polislerin gözde barı olan King’s Head’de buluştu. Levasseur bira, McCormick ise çavdar viskisi ile kola içiyordu her zamanki gibi. McCormick, Blanchard’la ilgili ayrıntıları anlattı ve evde göz atması için arkadaşına dosyayı verdi.

Her ikisi de konuya ilgi duyuyordu fakat McCormick’in amiri emin değildi. Genellikle kendi bölgeleri dışında suç işleyen bir haydudun peşine düşmek için neden para harcasınlardı ki? Fakat sonunda iki inatçı polis öyle bastırdı ki bölüm yetkilileri geri adım attı. “Ama hiç kaynağımız yoktu ve bu yokluk içinde bir birim kurmamız gerekiyordu,” diye anlatıyor McCormick. “Barney Miller seti gibiydi. Durumun ne kadar kötü olduğunu, yapışkanlı not kağıtlarını kendimiz alınca anlamıştık.”

O kağıtları hızla doldurmaya başladılar ve mantar bir pano üzerinde Blanchard’ın geniş ağının haritasını çıkarmaya koyuldular. Çok geniş bir vakaydı, ama er geç 32 sahte ismi çözebildiler. Araştırma sırasında, Blanchard’ın 10 yıl kadar önce gerçekleşmiş ve bir türlü aydınlatılmamış Sisi’nin Yıldızı soygunu da dahil pek çok suçtan arandığını öğrendiler. Yaklaşık 275 sayfa belgeyi bir araya getirdiler ve böylece bir yargıcı ikna ederek Blanchard’a ait 18 telefonu dinleyebilmek için izin aldılar. İşe dalmışlardı ve vaka profesyonel bir statüye kavuşmuştu artık. Araştırmalarına Project Kite adını verdiler.

Telefon dinlemek uzun bir süreçtir genellikle. Polisler küçük bir açık bulabilmek için organize suç örgütlerini yıllar boyu dinlerler. Fakat Blanchard şaşırtıcı derecede gevşek ağızlıydı. Sistem kurulalı daha iki hafta olmuşken dedektifler Blanchard’ın, bir Best Buy şubesindeki iade dolandırıcılığı ile ilgili olarak bir grup adamına talimatlar verdiğini duydular. Adamın emlak sektöründeki hamle ve anlaşmalarını öğrendiler. Sıradaki banka işini planlayışını dinlediler. Azılı suçlulardan oluşan geniş bir ağa kulak misafiri olmuşlardı. Blanchard’ın akıllı bir haydut için fazla geveze olduğunu düşünüyorlardı.

16 Kasım 2006’da Blanchard’a çok ilginç bir telefon geldi. “Merhaba Danny,” dedi koyu İngiliz aksanı olan bir adam. “Hazır mısın? Senlik bir işim var. Kahire’ye ne kadar çabuk gelebilirsin?”

McCormick ve Levasseur, Blanchard’ın Mısır’daki bir grupla buluşmak üzere kendine küçük bir ekip toplayışını şaşkınlıkla dinlediler. Blanchard konuştuğu kişiden Patron diye bahsediyordu (adını söyleyemiyordu) ve ekibine bu adamla birlikte epey para kazanacaklarını anlatıyordu.

James, tamam diyordu. Ama ebeveynleri kente ziyarete gelmişti ve annesi onun gitmesini istemiyordu. James, telefonu annesine verdi ve Blanchard, dünya çapındaki bir suç örgütüne katılması için kızına izin versin diye kadını ikna etmeye çalıştı. “Çok para kazanacağız,” dedi. “Ama merak etmeyin. Her şey iyi olacak.”

Her zamanki adamlarının büyük kısmı gelemiyordu. Bunun üzerine Blanchard, Kongolu göçmen komşusu Balume Kashongwe’yi aradı. İşi duyan Kashongwe hemen razı oldu. Ekibini toparlayan Blanchard, “Kolay olacak. Ne terslik olabilir ki,” diye düşündü. Patron’un aramasından yalnızca birkaç saat sonra Kashongwe ve James ile birlikte uçağa binmiş Kahire’ye gidiyordu.

Blanchard, Patron’la birkaç ay önce Londra’da, elektronik cihazlar satan bir dükkanda tanışmıştı. Patron’un aldığı 8 DVR kayıt cihazını görür görmez aynı yolun yolcusu olduklarını anlamıştı. Blanchard, izleme işleriyle alakası olmayan birinin böyle bir alışveriş yapmayacağını biliyordu. Hemen ardından sohbete koyulmuşlardı.

Günün ilerleyen saatlerinde bir araba Blanchard’ı alıp bir Londra kahvesine götürmüştü. Patron ve çoğu Kuzey Irak’tan gelmiş bir grup Kürt adam zemin katta nargile içiyordu. Patron, Blanchard’a Avrupa ve Orta Doğu’ya uzanan ve kalpazanlık ve yolsuzluk gibi çeşitli suçlar içeren operasyonuyla ilgili bilgi vermişti. İşe, kaymak toplama deniliyordu: Şirketlerin ödeme süreçlerinde kullandıkları ISDN hatlarına girip aktif banka ve kredi kartı numaralarını alıyorlardı. Grup, sahte kartlar imal edip üzerine çalıntı numaraları basıyordu ve olay anlaşılıncaya dek bu kartlarla günlük limitler ölçüsünde para çekiyorlardı. Patron’un çetesi için kazançlı bir işti ve gelirin bir kısmını Irak’taki ayrılıkçı Kürtlere aktarıyorlardı.

Patron, lakabına yaraşır şekilde Blanchard’a bir deneme işi verdi hemen: 25 kartla Kanada’ya gidecek ve nakit toplayacaktı. Blanchard Londra’ya 60.000 dolarla döndü. Patron memnun kalmıştı. Genç adamın etkileyici ve güvenilir biri olduğunu düşünüyordu. “Yakında büyük bir iş var,” dedi bir Kürt lokantasındaki yemekte Blanchard’a. “Gelişmeleri haber vereceğim.”

Blanchard’ın ekibi yeni iş için Mısır’a gitti. Kahire’deki Marriott Hotel ve Ömer Hayyam Casino’daki Nil Nehri manzaralı dairelere yerleştiler. Ertesi gün Blanchard’ın Londra’daki kafeden hatırladığı üç adam geldi. Yaklaşık 1000 korsan kart getirmişlerdi ve iki kişilik takımlara ayrılarak kartları kullanmaya başladılar. Kashongwe ile Londra’dan gelen ekip kolayca kaynaştı. Blanchard ve James gizlenebilmek için çarşıdan burkalar aldı. Patron ise operasyonları Londra’dan idare ediyordu.

Günde 12 saat ATM’leri geziyor, Mısır poundu çekiyor ve paraları valizlere ve sırt çantalarına dolduruyorlardı. Blanchard ve James banknotları burkaların altındaki cüzdanlara gizliyordu. Ve Blanchard her zamanki gibi tüm macerayı filme alıyordu: Bizans döneminden kalma Kahire sokaklarında dolaşma, şehirdeki durağan zamanlar, para akışı.

Winnipeg’deki sade ofislerinde çalışan McCormick ve Levasseur ise Blanchard’ın e-postalarını ve Vancouver’daki dairesinden seyahatle ilgili düzenlemeleri yapıp diğer ayrıntıları idare eden Tien ile telefon konuşmalarını takip ediyordu. Kanadalı polisler şaşkına dönmüştü. Bu kadar büyük bir olayla karşılaşacakları akıllarının ucundan geçmemişti. Marriott’taki süitlerde 1 metreyi aşan yükseklikte bir para yığını bulunduğunu ve sonra da işlerin sarpa sardığını öğrendiler.

Ekip bir hafta içinde 2 milyon dolardan fazla para topladı. Fakat ATM makinelerinde çok para olmuyordu. Dolayısıyla Blanchard birkaç gün sonra Kashongwe’ye 50 kart verdi ve daha kazançlı makineler bulabilmesi için onu güneye, Nairobi ve Kenya’ya gönderdi. Fakat Kashongwe’nin cep telefonu yoktu ve kendisinden bir türlü haber alınamadı. Çok geçmeden Kashongwe’nin kaçıp gittiği anlaşıldı. Blanchard da Patron da bu duruma bozulmuştu.

Durum Blanchard’ın boyunu aşıyordu. Yıllardır çeşit çeşit suç işliyordu fakat silahlı olaylara hiç girmemişti. Patron ise buna yakın gibi gözüküyordu. Blanchard, Kashongwe’nin izini bulacağına söz verdi. “İyi,” dedi Patron. “Yoksa onu biz buluruz. O da pek iyi olmaz.”

McCormick ve Levasseur Kahire’yle yapılan telefon konuşmalarının hararetlediğini görüyorlardı. Blanchard’ın Vancouver’daki Tien’le konuşmalarını dinliyor ve adamın umutsuzca Kashongwe’ye ulaşmaya çalıştığını duyuyorlardı. Blanchard, Kashongwe’nin Brüksel’deki kız kardeşini ve Ottawa’daki erkek kardeşini aradı. Bazı zamanlar çılgına dönmüş bir halde oluyordu, ama hiç şansı yoktu, Kashongwe sırra kadem basmıştı.

Patron’un Blanchard’a kayıp kartların hesabı görülmedikçe Kahire’den ayrılamayacağını söylemesiyle işler başka bir renk aldı. “Duruma göz kulak olmak için” iki adam daha geldi. Mariott süitleri rehin ortamına dönmüştü.

Ama Blanchard’ın doğal cazibesi Patron’u da etkiliyordu. Blanchard sorumluluğu tamamen üstüne aldı, Kashongwe’nin payını ödemeye söz verdi ve bu dalavere ile James’in hiçbir alakası olmadığını söyledi sakince. Sonunda Patron adamlarına James’i bırakmalarını söyledi. Sonra da Blanchard’ın Londra’ya gidip işleri şahsen düzeltmesine izin verdi. “Böyle şeylerde epey dürüstümdür,” diye anlatıyor Blanchard. “Ve Patron da adamımın sorumluluğunu aldığımı gördü.”

İkili, işleri bozmamak adına Kashongwke konusunu bir kenarda tutmaya karar verdi. Patron’un ekibi yeni kartlar getirecekti ve Blanchard’la Kanada’da buluşacaklardı. “Sonuçta,” diyor Blanchard, “Daha fazla para kazanmak mümkünken kavgaya ne gerek vardı ki?”

Blanchard 3 Aralık 2006’da Vancouver’a vardı. Hemen bir araba kiralayıp Chiliwack’in 65 mil doğusunda bulunan Bank of Nova Scotia şubesine doğru yola koyuldu. Bankayı soyma hazırlıklarına yola çıkmadan önce başlamıştı. Kashongwe fiyaskosu Blanchard’a neredeyse para kaybettirmişti ve büyük bir kazanç peşindeydi şimdi. Chilliwack’ten 800.000 dolar çıkar diye düşünüyordu ve tatil sırasında çalışıp işi halledecekti.

McCormick ile Levasseur’ün daha önce de tatillerde çalıştıkları olmuştu ama hiçbir vaka bu kadar vakitlerini almamıştı. Oluşturdukları merkezde ve King’s Head’de günde 18 saat çalışıyor, belge ve kanıtları inceliyorlardı. Fazla mesai ücreti almıyorlardı. Gerilim arttıkça yukarıdan gelen baskı da artıyordu.

Fakat şanslıydılar, Blanchard’ın içinde bulunduğu kargaşa adamın daha fazla hata yapmasına yol açmıştı. McCormick ve Levasseur, Blanchard uçaktan iner inmez adamın konuşmalarına ulaşabilmiş ve Kahire, sıradaki banka ve Kashongwe’yle ilgili söylediklerini duyabilmişlerdi. Blanchard’ın, Chilliwack yolunda Patron’la yaptığı konuşmaları dinlemiş ve ertesi gün Montreal’e gelecek ekiple ilgili ayrıntıları öğrenmişlerdi.

McCormick ve Levasseur, Montreal havaalanındaki yetkilere isimleri ve uçuş bilgilerini iletti. Polisler uçağın iniş saatinde havaalanına akın ettiler. Ekip yakalandı ve düzinelerce boş kredi kartı ve kart yazma cihazı ile birlikte Kahire operasyonunu aydınlatan kanıtların bulunduğu bilgisayarlar ele geçirildi. Üstelik sabit disklerde Blanchard’ın çektiği ayrıntılı videolar da vardı. Polis işlediği suçları ondan dinlemekle kalmayacak, adamı iş üstünde izleyebilecekti.

Patron hemen ertesi gün panik içinde telefon açtı. Fakat Blanchard hiç de uygun bir durumda değildi. “Konuşamıyorum,” diye fısıldadı. “Banka işini yapıyorum şimdi.” Saat öğlen 12:30’du ve Blanchard bankanın havalandırma kanallarında emekliyordu.

“Dinle beni, benim çocuklar havaalanında tutuklandı, nedenini öğrenmem lazım,” dedi Patron. Blanchard ATM odasına ulaşmak için güçlükle havalandırma kanallarından geçiyordu. Yakınlarda polis olduğuna dair bir çağrı gelirse diye kulaklık takmıştı ve telefon otomatik yanıtlama ayarındaydı. “Montreal’daki adamlarıma ne oldu?” dedi Patron. “Tutuklular şu an!”

“Hiçbir fikrim yok,” dedi Blanchard kısık sesle. “Gümrük fazla tesadüf. Telefonlar dinlenmiş olmalı.”

Patron üsteledi ve Kashongwe’den haber olup olmadığını sordu. Fakat Blanchard sözünü kesti. “Aşağıda bir güvenlik görevlisi var,” diye fısıldadı. Binanın epey içindeydi ve hemen kaçması zor olacaktı. “Bu işe çok şey yatırdım,” dedi.” “Kapatmam lazım.”

“Bunu halletmen lazım, Danny,” dedi Patron.

Blanchard fısıldayarak yanıt verirken, McCormick ve Levasseur çağrının yerini saptıyordu. Böylece Blanchard’ın Chilliwack’daki Bank of Nova Scotia’yı hedef aldığını öğrenmiş oldular. Ocak sonunda Toronto, Edmonton ve Vancouver’dan dedektifler, yerel polis teşkilatı ve Mounties adıyla bilinen Kanada polis birimi McCormick ve Levasseur’ün küçük operasyonuna katıldı. McCormick’in ifadesiyle, “Project Kite kıvama gelmişti.”

23 Ocak 2007 günü saat sabah 4’te bir düzineden fazla SWAT askeri, Blanchard’ın Vancouver’daki dairesine baskın düzenleyerek Blanchard ve Tien’i yakaladı. Aynı anda Kanada genelinde pek çok arama izni çıkarılmış ve Angela James ile Blanchard’ın kuzeni Dale Fedoruk’un da aralarında bulunduğu yarım düzine suç ortağı yakalanmıştı.

Blanchard tutuklandı. Polis, adamın çeşitli ev ve depolarında 10 kasa malzeme ele geçirdi: 60.000 belge, dövizler, duman bombaları ve silahların yanı sıra sanayi tipi kart basma makineleri, kart okuyucular ve izleme sistemleri gibi 300 elektronik alet. Blanchard’ın dairesinde de soygun aletleriyle ve sahte kimliklere ilişkin kayıtlarla dolu gizli bir oda bulundu. Adama, sahtekarlıktan kredi kartı kopyalama araçları bulundurmaya uzanan 41 farklı suç isnat edilmişti.

Patron hapishane telefonundan Blanchard’a, “Neden sen Danny?” diye soruyordu. “Küçük Winnipeg niye bu kadar uğraşsın ki? Bir yerleri karıştırmış olmalısın. İngiltere’de dediğimiz gibi, kraliçeyle uğraşırsan o da seninle uğraşır.”

McCormick ve Levasseur konuşmayı dinliyordu. Blanchard meselenin bir yerler veya kraliçe olmadığını söyledi. “Olay buradaki, Winnipeg’deki sersem polisler.”

Blanchard hapisten yine kaçabileceğini ama bunun bir anlamı olmadığını söylüyordu. Polisin elinde, tüm ayrıntıları içeren 120 video ve ses kasedi de dahil olmak üzere her tür kanıt vardı. Onu yine bulurlardı. Kaçmaktan usanmıştı artık.

Blanchard ortaklarıyla ilgili bir şey söylemeyi reddetti, ama kendi yaptıklarıyla ilgili olarak işbirliği yapmaya ikna oldu. “Havalı çocuk,” diyor McCormick. “Hem de dışa dönük, her şeyi kaydetmiş. Bir yanı hikayesini anlatmak istiyordu.” Bir motivasyonu daha vardı: Yöntemlerini açığa sererek bankacılık sektöründeki güvenlik uygulamalarının iyileşmesine yardım etmesi hapis cezasının hafifletilmesini sağlayabilirdi.

Levasseur, Vancouver’da Blanchard’la ilk konuştuğu gün “Duvara laf anlatmaya çalışıyor” gibi hissetmişti. Ama sonraki görüşmelerde Blanchard daha kibar davranmış ve yardımcı olmuştu. Sonunda, avukatı aracılığıyla yapılan bazı pazarlıklardan sonra Blanchard onları Sisi’nin Yıldızı’na götürmeyi önerdi. “Hemen burada, ninemin Winnipeg’deki bodrumunda,” diye anlattı. Blanchard tutuklandığından beri ailesinden uzak durmaya çalışmıştı; onları daha fazla utandırmak istemiyordu. Ama artık aramak durumundaydı. “Eve gelmem lazım,” dedi onlara. “Polisi de getiriyorum.”

El ve ayakları kelepçeli Blanchard kapıda ninesini kucakladı ve McCormick ile Levasseur’ü bodruma götürdü hemen. Levasseur ile birlikte döşemenin altındaki boşluğa girdiler. İzolasyon malzemelerinden başka bir şeyin sesi çıkmıyordu. Sonunda Levasseur kare biçimindeki bir straforu kaldırdı ve yıldızı çıkardı.

Dedektifler mücevherin güzelliği karşısında kalakalmıştı. Böyle bir şey ilk kez görüyorlardı. Neredeyse bir ay sürecek bir sorgu dönemi başladı. Polisler bazı şeyleri çözebildiler, geri kalanını da Blanchard anlattı. “Kötü çocuklar polise ‘İşte tüm ayrıntılar böyle’ diye anlatmaz asla,” diyor McCormick. “O ise anlattı.”

McCormick ve Levasseur, Blanchard’ın peşinde (ve onunla konuşarak) bunca vakit geçirdikten sonra adamın becerilerine gıptayla bakıyorlardı. Blanchard da onların durmaksızın araştırma yapmasına hayranlık duymaya başlamıştı. Köşeye sıkışmış ve becerilerini iyiye kullanma anlaşması yapan bir hacker gibi Blanchard da yeni bir maceraya dalmıştı: Sistemin içinde çalışıyordu şimdi. Öyle iyi bilgiler verdi ki McCormick ve Levasseur emniyet ve bankacılık sektörü çalışanlarına sekiz saatlik bir sunum hazırlayabildi. “Blanchard’ın bize anlattıklarını duyanlar altüst oluyor,” diyor McCormick.

7 Kasım 2007’de 16 suçtan hüküm giydiğinde Blanchard’ın tamamen işbirliği yapmış olması dikkate alındı. Dört dairesini satıp Kanada hükümetine tazminat ödemeyi kabul etmişti. Suçlanan arkadaşlarına karşı tanıklık yapmayı reddetmişti ve onların cezalarının hafifletilmesi karşılığında daha uzun bir ceza almaya razı olmuştu. Ortaklarından hiçbiri hapse girmedi.

Blanchard avukatı aracılığıyla ilettiği sıradışı ifadeyle de mahkemeyi şaşırtmıştı: Tutuklandığı için minnetini belirtmişti. “Müvekkilim yaşadığı büyük yalanın nihayet yerle bir olduğunu görüyor.” Avukatı Blanchard’ın yola devam etmeyi dört gözle beklediğini de söyledi. “Bunu, Winnipeg Emniyet Teşkilatı’ndaki bay ve bayanların mümkün kıldığını biliyor.”

Toplam 164 yılla yargılanan Blanchard 8 yıl ceza aldı. Ve geçen yaz, iki yıldan kısa süre hapishanede kaldıktan sonra, denetimli serbestlik kapsamında tahliye edildi. Şimdi Vancouver’da bir rehabilitasyon merkezinde yaşıyor. Bazı izleme cihazlarına yaklaşması veya eski ekibiyle haberleşmesi yasak. Arayabildiği kişilerden biri, lisedeki akıl hocası Randy Flanagan.

“Bana geçtiğimiz 10 yılı anlattı,” diyor Flanagan. “Küçük oğlumuzun nelerle uğraştığına şaşırdım, ama o kadar da şaşırmadım.” Blanchard, Flanagan’a hayatını değiştirmek istediğini anlatmış. McCormick ve Levasseur de adamın bankalara danışmanlık yapabileceğini söylüyorlar. “Kimbilir?” diyor Flanagan. “Sonunda, bahsettiği gibi bir güvenlik işine girer belki de.”

Blanchard’ın savunmasını dinlerken yargıç da benzer bir fikre kapılmıştı. Bankaların “Onu işe almaları ve her yıl milyonlarca dolar vermeleri lazım” diye düşünüyordu. Ve kararını açıklamadan hemen önce Blanchard’a dönüp, “Namuslu bir hayat sürmek istersen harika bir geleceğin olabilir bence,” demişti, “Ama sana referans mektubu yazamam.”

 

 Joshua Bearman’ın 22.03.2010 tarihinde Wired’da yayımlanan yazısından çevrilmiştir. 

Yazının orijinal linki: https://www.wired.com/2010/03/ff_masterthief_blanchard/all/1

Çevirmen: Gülin Ekinci

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.