Kötü Hissettiğiniz için Kötü mü Hissediyorsunuz?

Yeni bir Araştırma, Negatif Duygularınızı Kabul Edin Diyor.

Kötü bir günle boğuştuğunuz bir sırada size “gülümse!” ya da “neşelen biraz!” diyen oldu mu hiç? Yeni yapılan bir araştırmaya bakılırsa kötü bir tavsiye bu. Söz konusu araştırma, negatif duygularınızı yargılamak veya baskılamak yerine kabul etmenin uzun vadede ruh sağlığınız için önemli derecede daha iyi olduğunu ortaya koyuyor.

Ulusal Yaşlanma Enstitüsü’nün desteğiyle gerçekleştirilen ve Kişilik ve Sosyal Psikoloji Dergisi’nde yayımlanan araştırmaya 1300 yetişkin katılmış ve negatif duyguları kabullenme ile psikolojik sağlık arasındaki ilişki analiz edilmiş.

UC Berkeley Üniversitesi’nde psikoloji doçenti olan Iris Mauss, Berkeley News’e şöyle anlatıyor: “Negatif hislerini kabul edebilen insanların daha az negatif duygu yaşadığını, bunun da insanı psikolojik sağlık bakımından daha iyi bir noktaya götürdüğünü saptadık.”

Hayal kırıklığı, üzüntü veya içerleme hislerinin, bu hislerden sakınmaya çalışan veya bu tür duygular hissettiği için kendisini yargılayan kişilere daha fazla zarar verdiği görülmüş.

Çalışmanın baş yazarı olan ve Toronto Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde görevli yardımcı doçent Brett Ford da Berkeley News’a, “Negatif duygusal tepkilerimizi ele alma şeklimiz genel iyiliğimiz açısından cidden önemli besbelli,” diye anlatıyor. “Negatif duygularını yargılamadan ya da savuşturup değiştirmeye zorlamadan kabul eden kişiler stresi daha başarılı bir şekilde göğüsleyebiliyor.”

Araştırmacılar yaş, cinsiyet, sosyoekonomik durum ve diğer demografik değişkenleri göz önüne alan toplam üç çalışma gerçekleştirmiş.

İlk çalışmada 1000 kişiye, “Kendime böyle hissetmemem gerektiğini söylüyorum,” gibi ifadelere ne ölçüde katıldıklarını soran bir anket verilmiş. Kendilerine katı yaklaşan, yani kötü hissetmenin kendilerini kötü hissettirdiğini söyleyen katılımcıların, genel psikolojik durumlarına ilişkin ifadeleri de daha düşük seviyelerde olmuş.

İkinci araştırmada 120 katılımcı laboratuvara gelmiş ve bir jüri ile video kamera karşısında üç dakikalık, kurmaca bir iş görüşmesi yapmışlar. Hazırlanmaları için kendilerine yalnızca birkaç dakika verilmiş. Görüşmenin ardından katılımcılardan duygularını değerlendirmeleri istenmiş. Sonuçlar benzer olmuş; negatif duygularını göz ardı etme eğilimindeki kişilerin duygusal sıkıntı seviyeleri daha yüksek çıkmış.

Son etapta araştırmacılar 200’den fazla kişiden, iki haftalık dönemde yaşadıkları en sıkıntı verici deneyimler hakkında yazmalarını istemiş. Altı ay sonra yapılan değerlendirmede, sıkıntılı hislerini kabul eden kişilere kıyasla, kötü hissetmekle ilgili kötü hisseden kişilerin duygudurumlarının daha kötü olduğu görülmüş.

Negatif duygularla baş etme konusunda daha fazla bilgi edinmek üzere, araştırmanın baş yazarı Brett Ford’a, kabul edebilme alışkanlığı ve toplumun mutluluk takıntısı üzerine bazı sorular sordum.

 Kabul edebilmenin bir kişilik özelliğiyle ilişkili olup olmadığına dair bir araştırma var mı? Yoksa bu, insanlara anne babalarından ve kültürden mi geçiyor? 

Harika bir soru. Ancak buna verilerle derinlemesine yanıt getirebilmiş değiliz. Günlük yaşamlarında duyguları kabul edebilir hale gelmiş kişilere dair epey çalışılması gerekiyor hâlâ.

Yine de bu kişiler hakkında biraz bilgimiz var. Özellikle iki hat üzerinden düşünülebilir. Duyguları kabul etmeyi öğretmek, bazı psikoterapi çalışmalarının (örneğin, farkındalık odaklı bilişsel terapi, kabul ve kararlılık terapisi, diyalektik davranış terapisi) bir parçası. Ayrıca, araştırmamızda, duyguları kabul etmenin yaşla (Shallcross ve ark., 2013) bağlantılı olduğunu gördük: 21 ile 73 yaş aralığındaki denek grubunda, kabul etme alışkanlığı yaşa bağlı olarak artıyordu. Çalışmamız insanları zaman içinde değerlendiren boylamsal bir araştırma olmadığından kişilerin yaşlandıkça daha kabul edebilir hale gelip gelmediğini kesin olarak söyleyemiyoruz. Ancak kabul edebilme tavrının yaş aldıkça geliştiğine (yaşlanmayla birlikte bilgeliğin arttığına ve bu süreçteki kontrol edilemez streslerin insanı kabul etmeye götürebildiğine) dair güçlü nedenler mevcut.

İnsanlar kabul etme davranışını nasıl geliştirebilirler?

Kabul etmek şöyle bir şey olabilir belki:

Zor zamanlar geçirirken ve kızgın, endişeli, üzgün vs hissettiğinizde hislerinize izin vermeye çalışın. Kendinize duygularınızı hissetme hakkı tanıyın. Yargılamadan, bastırmaya veya değiştirmeye zorlamadan hissedin. Duygunun kendi sürecini yaşamasına izin verin. Örneğin kendinize hissin doğru veya yanlışı olmayacağını, öyle hissetmenizin doğal bir tepki olabileceğini ve duygularınızın da, tıpkı bir şeye zorlamadan gelip geçişini izlediğiniz bulutlar gibi olduğunu  söyleyebilirsiniz.

Sizce bu araştırma negatif duygular içinde olduğunu gördüğümüz kişilerle nasıl ilişki kurmamız gerektiğine dair bir şeyler söyleyebilir mi bize? “Gülümse” dememeli veya “neşelen biraz!” gibi çıkışlar yapmamalı mıyız?

Bu da harika bir soru ve bu konuya da kapsamlı ampirik araştırmalarla eğilmek gerek (hak ettiği ilgiyi görmedi henüz). Genel olarak, başkalarının duygularına nasıl yaklaşıp onları nasıl ele alabileceğimize dair araştırmalar nispeten az. Gelişim alanında çalışanlar çocukların duygularla başa çıkmasına ebeveynlerin nasıl yardımcı olabileceği konusuna uzunca bir süredir eğiliyorlar esasen. Ancak psikolojinin diğer alanlarında konuyla yeni yeni ilgileniliyor gibi.

(Kendimizden farklı olan) başka insanlar karşısında veya onlar için hangi stratejilerin en fazla fayda getirebileceğine dair öğreneceğimiz çok şey var. “Daha iyi hissetme”yi esas alan stratejilere kıyasla, duyguları kabul etme yaklaşımının, özellikle de kişi üzgünse daha faydalı olabileceği akla yatkın geliyor. Kişi tatsız hislerinden rahatsız değilse, başkalarının (yakın arkadaşlarının bile) onu “neşelenmeye”, “iyi yönden bakmaya” vs itmesi epey boş ve anlamsız kaçabilir. Denise Marigold ve meslektaşlarının gerçekleştirdiği ilginç bir araştırma vardı. Buna göre, (benlik saygısı yüksek kişilere kıyasla, negatif hisleri daha rahat karşılayan) benlik saygısı daha düşük kişiler, arkadaşlarının “iyi yönden bakmak” konusunda kendilerine yardım etmelerini istemiyorlardı. Oysa kabul edilmek ve onaylanıp anlaşılmak gibi desteklere epey açıklardı.

Batı dünyası mutluluk fikrine biraz takmış gibi gözüküyor ve bu saplanma, negatif duyguların damgalanmasına yol açabilir. Böyle düşünmek, aşırı bir bağlantı kurmak ya da fazla basitleştirmek mi oluyor sizce?  

Aşırı bir yorum değil. Biz bu iki fikrin gerçekten de bağlantılı olduğunu düşünüyoruz. Duyguları kabul etmenin zıddı onları yargılamak. İnsanı duygularını yargılamaya götüren pek çok etken olabilse de, mutluluğa ve ona ulaşmaya aşırı değer biçmenin, mutsuzluğu (ve negatif duyguları) daha ağır yargılamaya yol açtığını düşünüyoruz.

Sokakta insanlar sizden hep gülümsemenizi beklediğinde veya arkadaşlarınız “neşelensene” dediğinde, mutluluğa değer verirken negatif duyguları değersizleştiren bir kültürde yaşıyor olduğumuz da apaçık görülüyor.

Stephen Johnson’ın 28 Ağustos 2017 tarihinde bigthink.com’da yayımlanmış yazısından çevrilmiştir. 

Yazının orijinal linki: http://bigthink.com/articles/dont-feel-bad-about-feeling-bad-study-says#articles-nav-dropdown-69

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.